içimdekiler

5/6/2007 - BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM.........

Milletin birleşin çağrısına 'sözde' kulak veren partiler koltuk pazarlıklarını yaptılar ve CHP, DSP seçime birlikte katılma kararı aldı partilerini kapatmadan. DYP ve ANAP ise önce anlaştılar sonra vazgeçtiler. Pazarlık sürecini tamamlayamadılar. AKP, milletinden çekindiğinden tabanını boşverip 'biz o kadar da radikal değiliz, korkmayın' imajı için CHP 'den aday transfer etti. CHP de 'korkmayın biz solcu değiliz' demek için 'merkez sağ' dan adaylar transfer etti. Kimin sağcı kimin solcu olduğu iyice karıştı. Parti tabanı falan kalmadı. Halkın kafası iyice karıştı. Sağcı solcu kiminle konuştuysam kime oy vereceğini bilemiyor. 'Eski solcular' duvarlardan Atatürk resimlerini indirten, hatta tarikat toplantılarında pervasızca Atatürk'e hakaret eden cumhuriyet karşıtı insanların partisine 'vitrin' oluyor. Ve aklı selim insanlar ne yapacağını, kimi seçeceğini bilemiyor. Aklı selim insanlar, sınırlarımızı ihlal ederek gövde gösterisine kalkışan Amerika uçaklarına devletin niçin tepki veremediğini bilemiyor. Niçin  Nato'da olduğumuzu anlayamıyor. Sözde iyi giden ekonominin niçin gençlerimize iş yerine silah verdiğini anlamıyor. İnsanımız  Amerikan işgali altındaki Kuzey Irak'tan yönetilen ve tekrar hortlayan teröre kurban verdiği evlatlarına ağlıyor. Vatandaşının, başkentin göbeğinde bile can güvenliğini sağlayamayan devlet şu anda seçim çalışmalarıyla meşgul. Cumhurbaşkanıyla  küs,  TSK ile dargın. Muhalefet de yılların özlemiyle iktidara gelmek istiyor. Bir seçilsin de gerisi kolay. Nasıl olsa bi şekilde idare eder. Planları var mı?  güçlü bir dış siyaseti becerebilecek mi? yoksa AKP'nin yolundan giderek Amerikanın desteği benimle olsun da gerisi  önemli değil mi diyecek.... Bu arada ikinci bir Susurluk vakası yaşandı ama kimse bu konuyla ilgilenemeyecek kadar meşgul. Zaten birinci susurluk vakalarının kahramanları  şimdi siyasetin içinde...  Medya ilkesiz. Medya düşüncesiz. Medya da sadece koltuğunu sağlama almak için, günü kurtarmak için haber yapıyor.

     Türkiyenin içte ve dışta çok büyük dertleri var. Ama en büyük dert halkının can güvenliğidir. Lideri hapiste olan bir terör örgütünün hala masumları öldürmesidir en büyük dert. Can güvenliği olmayan bir memleketin başka bir önceliği olamaz. Can güvenliği olmayan bir devlette demokrasiden söz edilemez. Can güvenliği olmayan bir ülkede ekonomi düzelemez. Can güvenliği olmayan bir ülke dış siyasette başarılı olamaz. Sınırlarımız niçin güvenli değil.? Kuzey Irak'tan bomba yüklü teroristler ellerini kolarını sallayarak sınırlarımıza nasıl giriyor? Niçin aptal bir terör örgütüne dur diyemiyoruz.? Amerika ve Irak yardımıyla 'bağımsız Kürdistan' kurmaya çalışan bu aptal terör örgütüne dur demek gerçekten bu kadar zor mu? Aklı selim insanlar bunu anlayamıyor? kime oy vereceğini seçime bu kadar az bir zaman kala halen bilemiyor? Önümüzde yaklaşık 2 ay var. Bu iki ay içinde seçime girecek siyasi partiler arasındaki 7 farkı bulmaya çalışacağız. ve oy vereceğiz.

 

*************************************************

Medya'da halen temiz kalmış, korkusuzca yazan yazarlar da var. Bunlardan biri de Necati Doğru.

Necati Doğru'nun köşe yazılarını çok beğeniyorum.. Bazen bakıyorum gönlümden geçeni yazıvermiş. Sağolasın Necati Doğru. diline kalemine kuvvet.....

31.05.2007 TARİHLİ VATAN GAZAETESİ NECATİ DOĞRU'NUN YAZISI İÇİN

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=121724&Categoryid=4&wid=108

***************************************************

 

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

30/4/2007 - Çağlayan meydanındaki hassasiyeti sandık'ta da bekliyoruz...

Dün Çağlayan'daki kalabalık gerçekten koltuklarımızı kabarttı. Çoluk çocuk genç yaşlı  vatanı için geleceği için endişe eden herkes ordaydı. Ne güzel... Geç de olsa halkımızın birşeylerin farkında olduğunu görmek çok güzeldi..  Her ne kadar Çağlayan'da olanların bir kısmının başbakan'ın belkide yanlışlıkla devirdiği bir kaç çamın yüzünden ('ananı da al git', 'askerlik yangelip yatma yeri değildir', yada sn öcalan'ın aldığı kelleler...''  gibi) orada olduğunu bilsem de her ne kadar belki de orada olanların bir kısmının 'hem laik hem müslüman olunmaz' yada Demokrasi bizim için amaç değil araçtır'' lafının öneminin gerçekten farkında olduklarından emin olmasamda... yine de çok gurur duydum milletimden.... Ancak bu burda kalmamalı. Vatandaşım aynı  hassasiyeti sandık başında da göstermelidir. Yoksa tüm bu kalabalığın gerçekten hiç ama hiç önemi olmaz...

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

30/4/2007 - Atatürk'ün Türkiye'si Çağlayan'da çağladı......

29 Nisan 2007 ÇAĞLAYAN/İSTANBUL

 'ATAM GEÇ KALDIK AMA TELAFİ EDERİZ'' diyerek sokaklara döküldü ; kimilerine göre yüzbinler, kimilerine göre milyonlar.. Ama genciyle yaşlısıyla, kadınıyla ve çocuğuyla.... Ordu darbe yapsa da bizde iktidara gelsek diye bekleyen muhalefete inat, ''biz burdayız ve herşeyin farkındayız'' dediler... ''Ordumuzu seviyoruz , güveniyoruz ama herşeyi ordudan beklemiyoruz'' dediler... 'Anamızı da aldık geldik'' dediler. ''Kaç kişiyiz  şimdi sayabildin  mi'' dediler.  ''İmam olmasın dedik müezzini seçtiler. İmamı da ,müezzini de Çankaya'da istemiyoruz'' dediler..  ''Hem laik hem müslüman olunmaz'' , ''Demokrasi bizim için amaç değil araçtır'' diyen başbakana inat.....

 

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

2/3/2007 - NERDE BU DEVLET?

 

 

Küçük Dilara, annesinin elinden tutup tıpış tıpış yürürken, gerizekalı bir yetkilinin görevini ihmal ederek kapatmadığı, hatta birde ölüme davet gibi üstünü kartonla örttüğü çukura düşerek 5 yaşında hayatını kaybetti. Taşeron firma sahibi tutuklanmış. Hukukçu değilim ama araştırdığım kadarıyla firma sahibi 'taksirle adam öldürmek' suçundan yargılanacak. 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istenecek hakkında. Ve şirket avukatları savunmalarını yapacak. ve sorumlu alt sınırdan ceza alacak cezası paraya çevrilecek vede tecil edilecek muhtemelen. Güzelim yavrularını kaybeden aile, kayıplarıyla kalacak.

Gebze'de 2,5 yaşındaki Tuğçe de aynı şekilde hayatını kaybetmiş. Aynı şeyler Tuğçe ve ailesi içinde geçerli olacak.

 

Antalya da 3 yıl önce yağmur sularının üstünü örttüğü rogar çukuruna düşerek ölen  14 yaşındaki Süheyla için bilirkişi tarafından 'sel sularıyla kaplana rögarı görmediği ve orada rögar olabileceğini tahmin etmediği igerekçesiyle 2. derecede kusurlu bulunmuş. Konu yargıtaya intikal etmiş. Kısmetse seneye belli olur.. durumun ne olacağı.  

     Şimdi sizin de içinizden 'nerde bu devlet' diye bağırmak gelmiyor mu?  Etrafınızda azıcık sorştursanız mutlaka sizin de çevrenizde çukura düşüp ölen bir çocuk vardır. Çünkü bizim ülkemizde böyledir. Çocuk boldur. bir kısmı foseptiklere düşer, bir kısmı araba altında kalır, bir kısmı da maganda kurşunu ile ölür. Arkalarından sadece anneleri ağlar. Sonra unutulur gider. Yine açık 'unutulur' foseptik çukurları, yine dışarda gezer ölümüne ihmal ile sebebiyet verenler. Alıştık mı biz bu duruma? Herhalde alıştık. Gözümüze sadece 3. sayfa haberi gibi görünüyor. Burası Türkiye olur böyle şeyler deyip geçiyoruz.  Kimse isyan etmiyor? Kimse tepki vermiyor.  Kimsenin içi acımıyor? Sorumluların avukatları ' her yayanın başına bekçi dikemeyiz' diyor. Ve biz hiçbirşey demiyoruz.

                        Yazımın başlığı 'Nerde bu devlet'. Evet devlet böyle durumlarda ortada yok peki ' Nerde benim ülkemin vicdan sahibi vatandaşları' nerde meslek odaları, barolar, tüm sivil toplum kuruluşları, sendikalar? siyasi partiler? Nerde???

           Çok üzülüyorum. çoook..

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->

Hakkımda

..............

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

sophia
uygarradikal
onuruysal
enguzelgunler